Size de oluyor mu acaba? Merak ettim..
Elinizde kahveniz otururken birden bire kendinizi en sevdiğiniz dizi ya da filmin bir sahnesi içinde bulduğunuz bir an..Zaman kavramı anlamını yitiriyor, orada ne kadar uzun süredir oturduğunuzu çalışanların etrafı toplama telaşından anlıyorsunuz.. Kapatmak zorundayız artık diyorlar.
Siz oradan gerçekliğe dönmenin verdiği hayal kırıklığı ve mutsuzlukla kalkarken onlar hiçbir şeyin farkında değil. Yavaş yavaş yürümeye başlıyorsunuz. Acaba diyorsunuz ya böyle olmasaydı..Ya çok sevdiğim dizideki başrol ben olsaydım..Ama ben onun kadar güçlü olamazdım ki.. Onun başına gelenlerin ufak bir bölümü bile benim başıma gelseydi sanırım arkama bakmadan kaçardım. Yine de onun yaşadığı hayatı yaşamak istemekten alıkoymuyor beni bu durum. Onun kadar sevilmekten, onun kadar başarılı olmaktan...
Düşünüyorum bazen, bende eksik olan ne? Güçsüz müyüm, isteksiz miyim yoksa sadece üşengeç mi?
Sanırım üşengeç biriyim ben. Ama bu eksiklik sayılır mı ki? Ya da eksik bende değ
il, hayatımda olması gereken başka birinde. Eksiklik, başından beri o kişinin hayatımda hiç olmaması belki de...
Klişe olacak ama gerçek hayat dizi ya da filmler gibi olmuyor ki zaten. İşin fantastik kahramanlar ile ilgili olan boyutunu geçtim, gerçek hayatta insanlar birbirini bu kadar çok sevip birbirleri için bu kadar çok fedakarlık yapmıyorlar ki..
Neyse sonuçta burası CC Jitters değil, ben de zaten o değilim..